Sıraselviler caddesi. No:83/2
Beyoğlu/İstanbul
info@pilotgaleri.com
0212 245 55 05

SERGİLER, ETKİNLİKLERDEN HABERDAR OLMAK İÇİN E-POSTA ADRESİNİZİ GİRİNİZ


KAYDEDİLDİ!
TEŞEKKÜRLER.

GEÇMİŞ

Yarından Önceki Gün

SENEM DENLİ,  HACER KIROĞLU,  NESLİHAN KOYUNCU

9 NİSAN 2015 - 16 MAYIS 2015

Pilot, 9 Nisan-16 Mayıs tarihleri arasında, kariyerinin başındaki 3 genç kadın sanatçının sergisine ev sahipliği yapıyor. Neslihan Koyuncu, Senem Denli ve Hacer Kıroğlu'nun çalışmaları “Yarından Önceki Gün” isimli sergiyle Pilot’a konuk oluyor. 

Pilot’un bu yılki ilk grup sergisi, üretimleri ile dikkat çeken 3 genç kadın sanatçıya odaklanıyor. Sanatçıların farklı medyumlarla, farklı zamanlarda yaptıkları üretimlerini örnekleyen sergi, bugünkü sanat üretimindeki kırılma ve devamlılıkları da göstermeyi arzuluyor. Sergi, farklı zamanlarda üretilmiş pek çok eserin farkındalığı ve öncülüğüyle temelleniyor ve yeni bir sözlük üretmenin yollarını arıyor.*

Sanatçılar, aile ve evin mahremiyetini bir tabu olarak görmedikleri gibi, kadına ait görülen iş/görevleri de kutsamıyorlar. Ev içi görünmez emek ve evin yeniden üretimi için yapılması gerekenler(bulaşık yıkamak, evi toparlamak, ütü yapmak vs.), tekrarlar ve ev dışına sıçramalarla hem meseleyi görünür kılıyor hem de eleştirel bir ton yükleniyor. Tüketim kültürü içinde estetik bir nesne gibi konumlanan kadın bedeninin, çocukluktan ergenliğe, ergenlikten kadınlığa geçişte yaşadığı tüm zorluk ve sömürüler de, sanatçıların eserlerinin konusu oluyor. Sergi, bugün burada ve dünyanın her yerinde, kadınlara neler olduğuyla ilgili küçük çapta bir yoklama sunmayı arzuluyor.

“Yarından Önceki Gün”, tekrarlar ve tekrarlandıkça anlamını yitiren-yeniden anlam kazanan eylemlere göz atmayı öneriyor. Serginin ilk çalışması olan İsimsiz (Hacer Kıroğlu, 2009) video-performansı, genç bir kadını-sanatçının kendisini-önce dişlerini ardından tüm yüzünü fırçalarken gösteriyor. Temizleme/temizlenme eyleminin arzulanır, masumiyet yüklü dokusu, bir anda bir şiddet eylemine dönüşüyor. Bu çalışma, ev, yuva gibi kavramların, huzur-mutluluk gibi kavramlarla değil, şiddet ve mücadeleyle yüklü olabileceğine dair bir önerme gibi görünüyor.  Neslihan Koyuncu, ev içine odaklanan çalışmalarından biri olan Ayıp (2014) isimli yerleştirmesi, ev’in-yuva’nın bir barınak olmanın ötesinde, sırlar ve anıların saklandığı hayali bir alan oluşuna odaklanıyor. Tül bir perdenin ardına gizlenen  çekmeceler hareket halinde. Kırmızı bir ışığın altında, tekrarladıkları eylem, seyirciyi tuhaf bir tanıklığa zorlayan, cinsel göndermeleri yüksek bir alan sunuyor. Koyuncu’nun çalışması Senem Denli’nin tablolarına bağlanıyor. Sanatçı, kadın ahlakı ve erkek ahlakı olarak ikiye ayrılan ahlakın kendisini sorgulamayı öneriyor. Freud'un suçluluk, utanç ve aşağılık duyguları aracılığıyla cinsel ve saldırgan dürtülerin süper-ego(das über ich)ile kontrol edilmesi olarak tanımladığı "ahlak",  kişinin ailesi ve diğer otorite kişileri tarafından zorlanarak içselleştirdiği "kültür “dür. Bu anlamda, sanatçı ahlakı sorgularken, “aile” kavramını da sorgulamayı öneriyor.

Bireyin yuva ve yuvanın içine yerleştirilen evcil nesnelerle birlikte ehlileştiği fikri, Neslihan Koyuncu’nun eserlerinin temelini oluşturuyor. Koyuncu, ev ve insan arasındaki ilişkiyi irdelerken komodin, ütü masaları ve tülbent bezi gibi evcil nesneleri malzemesi yapıyor. Bu nesnelerin kullanım değerlerinden çok sakladıkları/gizledikleri, eserlerinde açımlamaya çalıştığı konuları oluşturuyor. Sanatçının, bir çekmeceyle birleştirilmiş bavulu, gündelik nesnelerin kullanım amaçlarını askıya aldığı bir anı gösteriyor. Evin erkeğinin, dışarıyla ilişkisi, dışarının hem bir zorunluluk (para kazanma) hem bir kaçış/kaçamak oluşuna işaret ediyor. Çekmecelerin üzerindeki bavul, içinde bir iç çamaşırı gizliyor. 

Senem Denli'nin film sahnelerinden seçilip dondurulmuş anlar gibi görünen tabloları, Çağdaş Yunan sinemasından, Avrupa sinemasına, ve oradan Amerikan bağımsız filmlerine uzanan çok sayıda filme olan hayranlığının izlerini taşıyor. Defalarca izlediği filmler kadar, çocukluktan bugüne taşıdığı bir alışkanlıkla baktığı her tür dergi/fotoğraf/aile albümü sanatçının görsel dilinin alfabesini oluşturmasında yardımcı oluyor. Lary Clark’ın ergen çocukları, Spring Breakers filminin kızlarına, Miss Violence’ın ilk sahnesinde doğum gününde intihar eden pembe giysili kızına bağlanıyor. Sanatçının duygu dünyasına girildiğinde, babasıyla piknik yapan küçük kızın yüzündeki gülüş de, iki ergen kızın birbirlerine sarılıp denize baktıkları resim de, masumiyetlerini yitiriyor. Görünenin ötesinde bir şeyler olduğuna dair şüphe, izleyiciyi kemirmeye başlıyor. 

Hacer Kıroğlu’nun performatif üretimleri, onun obsesif kişiliğinin yansımaları olarak görülebileceği gibi, arınma/silme/temizle(n)me eylemlerini bir ritüele dönüştüren sanatçının, sanatsal stratejisi olarak da görülebilir. Sanatçı, performanslarını seyirci önünde icra etmekle ilgilenmiyor. Daha çok, olup bitenden sonra geriye kalanla, o geriye kalanın nasıl gösterildiği, anlatıldığı, kendini nasıl anlattığıyla ilgileniyor. Bu anlamda, performanslarının ürünleri, videodan, fotoğrafa, duvar yazısından, nesneye çeşitlilik gösterebiliyor. Sanatçının eviçi işlerle (özellikle temizlemekle) sevgi/nefret ilişkisi, Malevich’in beyaz karesine, oradan silgi kokusuna bağlanıyor. Silmek/temizlemekle ilgili bildiğimiz şeyler, sanatçının genişlettiği bağlamla birlikte yeniden anlamlanıyor/düşünülmeye zorluyor. 

Senem Denli(1982, Manisa) Mimar Sinan Üniversitesi Resim Bölümü mezunu sanatçı, Münih Akademisi’nde çalışmalarını devam ettirmiştir. Berlin’de yaşamak ve çalışmaktadır.

Hacer Kıroğlu (1985, İstanbul) Marmara Üniversitesi’nde lisans ve yüksek lisansın yanı sıra, Viyana Üniversitesi’nde Kavramsal Sanat üzerine yüksek lisans yapmıştır. Türkiye’de pek çok grup sergisinde çalışmaları yer alan sanatçı ayrıca, Almanya, Rusya, Belçika, İsviçre’de de sergilere katılmıştır. Performans, video, fotoğraf üretmektedir.

Neslihan Koyuncu, İstanbul’da yaşıyor ve üretiyor. 2008’de lisans, 2014’te yüksek lisansını Görsel Sanatlar üzerine Sabancı Üniversitesi’nde tamamlamıştır. 2009’dan itibaren Londra ve İstanbul’da sanat yönetmenliği alanında çalıştıktan sonra, 2012’de sanat üretimine geri dönmüştür. Enstalasyon, fotoğraf, heykel ve desen üzerine çalışmalar yapmaktadır. 

PS.

*Martha Rosler, 1975 yapımı “Semiotics of the Kitchen” isimli videosunda, dönemin ünlü televizyon karakteri ve aşçısı Julia Child’ın programının feminist bir parodisini yapar. Mutfak aletlerini anlamlandıran kadın karakter, her seslenişinde, ev içinin şiddet yüklü doğasını da açığa çıkarır. 

*Marina Abramovic’in 1997 yılında Bosna savaşı sürerken ürettiği “Balkan Baroque” isimli performansı, su ve metal bir fırça kullanarak yeni kesilmiş hayvanların kemiklerini temizlemeye çalışan sanatçıyı gösteriyordu. Temizliğin, ev içinden etnik temizliğe uzanan hattı üzerinde geziniyor. 

*2009 yapımı “Dogtooth” isimli çalışma, bizleri, banliyöde izole bir hayat süren bir ailenin tuhaf hayatına tanık eder. Çocukları üzerinde müthiş bir kontrole sahip ebeveynler, tüm sözcük ve kavramları farklı anlamlarla/farklı sözcüklerle doldururlar. Dar yaşamları içinden kurtulmanın tek yolu köpek dişlerinin düşmesidir. Ve sonunda kızlar, köpek dişlerini kendileri kırarak bu çemberin dışına çıkmaya çalışırlar. 

Senem Denli, Maria, 2014-2015, tuval üzerine yağlıboya, 151x158 cm

SERGİ GÖRSELLERİ