Sıraselviler caddesi. No:83/2
Beyoğlu/İstanbul
info@pilotgaleri.com
0212 245 55 05

SERGİLER, ETKİNLİKLERDEN HABERDAR OLMAK İÇİN E-POSTA ADRESİNİZİ GİRİNİZ


KAYDEDİLDİ!
TEŞEKKÜRLER.

GELECEK

Kendini Bilmeyen Resim

MURAT ŞAHİNLER

21 EYLÜL - 30 EKİM

Pilot Galeri, 7 yıl aradan sonra Murat Şahinler’in “Kendini Bilmeyen Resim” isimli solo sergisine ev sahipliği yapmaktan mutluluk duyar.  Sergi, sanatçının son yıllarda ürettiği çalışmalarını yan yana getiriyor. Şahinler’in bir kuşak resmi olarak tanımladığı resimleri hem biçimsel hem de zamansal bir “kuşağa” işaret ediyor. Sanatçının tanıklık ettiği ve bir parçası olduğu kendi kuşağına olduğu kadar biçimsel bir yakınlıkla Cami kubbelerindeki kuşak resimlerine atıfla üretilen çalışmalar, grift/çok katmanlı bir gramere işaret ediyor.

 

“Kendini Bilmeyen Resim”, ismini, Lacan’dan alıyor. Lacan'ın "kendini bilmeyen bilgi" olarak tanımladığı bilinçdışı kavramına atıfla konulan bu başlık, bilmediğimizi bilmediğimiz şeyleri düşünmek için yararlı olabilecek unsurlar içeriyor. Bilinçdışı, zihinde var olan ancak ulaşılamayan (bastırılmış) bilgi olarak tanımlanabilir ancak neyi bilmediğimizi bilmeyiz? Örneğin en gelişmiş teleskoplarımızın bile ulaşamadığı galaksiler varsa onları bilmeyiz, onları bilmediğimizi de bilmeyiz. Varlığını bilmediğimiz galaksilerin de olabileceğini düşünürüz. Ya da elektron-altı parçacıklar varsa bile onların varlığını ve davranış yasalarını bilmeyiz. Bunları bilmediğimizi de bilmeyiz. Sadece olabileceklerini olasılıklar evrenimize dahil ederiz, ama bunları aksiyomatik olarak kabul etmeyiz ya da hipotezlerimizi bu olasılık üzerine kurmayız. Şahinler’in işaret ettiği; bilinmeyen herhangi bir biçimde simgesel düzende, yani dilde de yer almadığında ortaya çıkan, yani kelimenin Lacancı anlamıyla "Gerçek"i işaret eden bir bilmediğini bilmemektir. Bu anlamda Şahinler’in resimleri, bir resim gramerinin (kendini bilen resim mi demeli?) dışında hareket ediyor. 

 

Sergi, temelde resim üzerine düşünen veyahut resimle düşünen bir özneye işaret ediyor. Özne, aksak bir ritim tutturmuş: düm teka düm tek.  Bu serginin bir müziği varsa, batılı müzik diliyle ifade edilemeyecek aksamalar içermekte, figürler sekmekte. Bu anlamda sergide yer alan her bir figürü bir ses izdüşümü olarak düşünmek de mümkün. (Galeri duvarlarında figürler, müzik notalarının kompozisyonunu andıran bir şekilde asılmakta…) Kendini tekrar etmeyen, belli bir ritimde ilerleyen, fragmantal bir bütüne/müziğe bakmaktayız. Öte yanda resmin/metnin/zamanın taşıdığı fazlalıkları yok etmek isteyen ve bir boşluğa doğru giden bir bakışla da karşı karşıyayız. Resimler, tıpkı Surnamelerdeki gibi, bir zamanın kaydını, tutumlu bir ifadeyle tutmak istemekteler. Zaman, hem sanatçının tanıklık ettiği bir zamansallığa işaret etmekte, hem de 100 yıl evvelinden karakterler/olaylar bu resimlere sızmaktalar. Bu anlamda üzerine katlanan, kimi yerlerde genleşen, kim yerlerde sıkışan bir zamanın içinden geçmekteyiz. Bir yanda Sostakovic, öte yanda Orson Welles, kahkahalar, hırıltılar, hüzünlü bir neşe sızmakta bu resimlerin içinden. 

 

Minyatürlerdeki gibi, 2 boyutlu gölgesiz karakterler Şahinler’in yeni resimlerinin en temel ortaklığını oluşturmakta. Her biri bizimle aynı boyda resmedilmiş, tam karşımıza asılmışlar. Ve figürlerin yalnızca belden yukarısını görmekteyiz. “Modern dünyanın tahayyül ettiği ideal toplumu kuracak olanlar işte bu ideal bedenler” diyor sanki bize Şahinler. Bir yandan da rasyonel/modern aklın idealize ettiği ne varsa yavaş yavaş çürüdüğünü görüyoruz. Her şeyin altı oyuluyor gibi bu resimlerde. Bilim, roketler/füzeler üretiyor, ideal beden arzusu, Hitler faşizmini çağırıyor. İdealler dünyasının sonu çoktan gelmiş gibi; savaşların ve toplumsal gerilimlerin giderek yükseldiği başka bir çağdayız artık. Kahkahaların çınladığı bir cinayet sahnesine bakıyoruz. 

 

Resimler yerçekimsiz, boşlukta süzülmekteler; zaman da mekan da silinmiş arka planlardan. Yalnızca bedenlere, yüzlere ve jestlere bakarak tanımlanmayı bekleyen eksiltilmiş resimler bunlar. Gürültüleri silinmiş, fazlalıkları atılmış, çıplak kalmışlar. Şimdi -ve böylece- tüm bu referansları birbirine bağlamak, mühendislerle fotoromanlardaki sıradan şiddeti yan yana okumak mümkün hale gelmiş. Şahinler’in dünyasında iyiler, kötüler, şapşallar ve dehalar satranç tahtasındaki gibi dizilmiş. Ancak roller değişebilmekte, biri diğerine ve sonra yine ötekine dönüşebilmekte. Tüm bu resimlerin billurlaştığı an, 30’dan fazla karakterin yan yana geldiği “The principle of moments” isimli çalışma oluyor. Sanki bir gösteri anına tanıklık ediyoruz; bir tarafta sarı yelekliler, maden işçileri, proleterler öte yanda güç figürleri; Christine Lagarde, petrol zengini Araplar, modacılar, bankacılar… Ortada ise bu iki grup arasına sıkışmış monarşi karşıtları, pandemi sürecinde mücadele eden sağlık çalışanları var. Kimi zaman gürültülü kimi zaman sessiz bu resimler, zamanımızın çok boyutlu, son derece şahsi ve bir o kadar da genel bir panoramasını sunuyor. 

 

 

Murat Şahinler’in Kendini Bilmeyen Resim isimli sergisini ekim ayı sonuna dek Pilot Galeri’de gezebilirsiniz.

-